| ALLAHU teala azrail a.s, ya azrail insanların canını alırken hiç üzüldüğün oldumu diye sorar?ya rabbi herşey sana malum....yalnız bir kulunun canını alırken çok üzüldüm.oda bir gemi dalgalar arasında parçalanıp batmıştı..fakat o gemide bir kundakta bebek vardı .anasının ölümü emrolunmuştu .anasının canını alırken kundaktaki bebeğe üzüldüm bir tahta üzerinde çocuk kurtuldu...ve o bebek öksüz kaldı..ALLAHU TEALA bu sefer peki sevinerek canını aldığın bir zat oldumu diye azrail a.s sorar?evet yarab zalim birhükümdar vardı.halk ondan illalllah demişti .o zalim hükümdarın canını alırken sevinmiştim.ALLAHU TEALA azrail a.s kim olduğunu biliyormusun ?o zalim hükümdarın?hayır hatırlamıyorum diye söyleyince azrail a.s, CENABU HAK ŞÖYLE BUYURDU!!!!!!!!hani üzülerek canını aldığın bir anne vardı ya İŞTE ZALİM HÜKÜMDAR O BEBEK!!!!!!!!!!!!!
"Sen Azrail'i nasıl karşılarsın?"
Zamanın birinde çok zalim bir hükümdar varmış. Halkına çok zulümkarmış. Birgün askerleriyle beraber av partisinden dönerken yolu üzerine yaşlı, hırpani giyimli bir deri, bir kemik bir adam çıkmış. Kral tam atı önünde ellerini açıp yardım dilenen bu ihtiyara çok hiddetlenmiş. Bizzat bu haddini bilmez adama dersini vermek için atını ihtiyarın üzerine sürmüş. Kılıncını çekmiş kafasını uçuracakken, yaşlı adam zalim hükümdarın atının yularına yapışmış. Atın ayakları yerden kesilmiş bir deve gibi çökmüş kalmış. Hükümdar bir anda kendini yerde tozun toprağın içinde bulmuş. İhtiyar hükümdarın boynuna ayağıyla basarken adeta o i,htiyar yüzünün yerini dehşet veren bir yüz almış.Cismi bir anda heybetleşmiş. Hükümdarın askerlerinin eli ayağı taş kesilmiş yardım edememişler. Gök gürlemesi gibi bir ses ile zalim hükümdara seslenen ihtiyar: " ey zalim zamanın geldi ben azrailim senin canını alacağım, kibirli gözlerinde artık korku görür oldum" demiş. Hükümdar yalvarmış, yakarmış ama nafile, en azından sevdiklerimle ailemle helallaşayım müsade et demiş. Ama nafile oracıkta canını almış azrail.
Yıllar sonra zalim hükümdarın ülkesini , adaletiyle, iyliğiyle, merhametiyle yöneten bir hükümdar yönetir olmuş. Askerleriyle beraber bir ziyaretten dönerken yıllar önce zalim hükümdarın can verdiği yerde yine o yaşlı ihtiyar görüntüsünde azrail hükümdarın önünü kesmiş. Babayiğidim çok açım bir lokma ekmek ver bana demiş. Onun azrail olduğunu bilmeyen genç hükümdar atından inerek bizzat kendi elleriyle ihtiyarı doyurmuş. Ona isterse gelip sarayda yaşayabileceğini söylemiş. Ancak azrail gerçek yüzünü gösterek vaktin dolduğunu onun canını alacağını söylemiş. Ama iyi bir insan olduğu için son bir dileği varsa onu gerçekleştirmesine izin vereceğini söylemiş.
İşte yüreği iman dolu Allah ve Ahiret inancı dolu genç hükümdar tüyleri diken diken eden cevabı vermiş Azraile:
"Ey Rabbim'in güzel meleği, ey sevgili hoşgeldin . Nerlerde kalmıştın hep özlemle seni beklerdim. Beni rabbime kavuşturacağın günü hasretle beklerdim. Yalnız emaneti almadan senden bir isteğim var. Benim canımı secdede namaz kılarken alırmısın?" Azrail kendisini böyle yürekten hasretle karşılayan Allah'ın kulunun genç yaşta canını almaya kıyamaz. Ancak Allah'tan emri gelir:
"Benim bu kulumu ahiretimde hasretle bekleyen sadece ben değilim. Peygamberlerim evliyalarımda hasretle bekler bir an önce aralarında görmek isterler der"
Bu menkıbe bana, acaba Azraili kaç babayiğit böyle hasretle karşılar sorusunu düşündürür oldu. Allah'a emanet olun
Ölüm Anı – Ölüm Acısının Şiddeti ve Ölüm Anında Karşılaşılan Durumlar
Kulun önünde ölüm zahmetinden başka ne azap, ne üzüntü ne de korku bulunmasa bile, sadece ölüm anındaki şiddet onun gecesini gündüzüne katıp düşünmeye ve ölüm için hazırlanmaya yeterli olurdu..Üstelik ölüm de her an onunla karşı karşıyadır..
Hayret edilecek durum şudur ki; bir insan kendisinin birisi tarafından biraz sonra dövüleceğini bilse, yiyeceği dayağın düşüncesi içinde hiçbir şeyden zevk almaz olur…Ölüm meleğinin her an kendisineölüm pençelerini saplamak üzere olduğunu bildiği halde bundan dolayı herhangibir korku ve üzüntüye düşmez..Bu gaflet içindeki şuursuzluğun tek nedeni kuşkusuz cehalet ve aldanmadır..
Ölüm acısını tatmayan kimseler, onu başka acılarla kıyaslayarak yahut başkasının ölüm anında çektiklerini görerek bunu idrak etmeye çalışır..Muhakkak ki, ruhsuz olan bir aza acı duymaz.Acıyı ve sancıyı duyanda, çeken de sadece ruhtur..Can çıkması bedeni değil doğrudan doğruya ruhu ilgilendiren bir acıdır ve bu acı ruhun bütün parçalarına sirayet eder..Ruh, bedenin her tarafını kapsamıştır.Ayağa bir diken batacak olsa, acısı sadece ruhun oradaki parçasına sirayet eder..Fakat yangın gibi tüm bedeni kapsayan acılar böyle değildir…Ruh tüm bedene yayıldığından yangında kalma gibi durumlarda tüm ruh bu acıyı duymuş olur..
Ölüm acısına gelince, bu doğrudan doğruya ruhun kendisine sirayet ettiği için, acısı hiçbirşey e benzemez..Bütün sinirlerden, damarlardan, adale, mafsal ve her kılın ucundan çıkarılan ruhun duyduğu acı; kılıç yarasından,testere ile biçilmekten, makaslarla doğranmaktan daha ağırdır..
Ölüm anında kulun bunca acı karşısında feryad-ı figan etmemesinin sebebi, ölüm acısının onun her tarafını kaplamış olup kendisinde imdat isteyecek derman bırakmamasındandır..
Ölüm anında dehşetten dolayı aklı karışır, dili tutulur, azaları dermandan düşer.Bu yüzden inlemeyi, yardım dilemeyi çok istediği halde, bunu yapması imkansızdır..Eğer biraz dermanı varsa, oda canı çıkarken göğüs ve boğazında hırıltıya benzer sesler çıkarır.Rengi, asıl yaratıldığı torağın rengine dönüşür.Göz kapakları açık olduğu halde tavana dikilir..Dudaklar sarkar ve dil içeri çekilir..Acı içine ve dışına yayılır..Her tarafı mosmor kesilir.Önce ayaklar sonra diz ve baldırlar…Böylece can boğaza gelinceye kadar acılar üstüne acılar eklenir..Her azanın, her parçanın ölüşünde elem üstün elem ve acı üstüne acı vardır..Can boğaza dayandığı zaman, işte o zaman..Kul bütün dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakmaz olur..Artık tövbe kapısıda kapanmıştır..O anda kendisiyle sadece hasret ve pişmanlık kalır…
kaynakça: ölüm ve ötesi ( İmam Gazali )
Ölümü Hatırlamak – İmam Gazali’den
Dünyanın zevk ve sefasından hoşlanan, ona aldanarak meyleden kimsenin ölümden bahsedildiği zaman, ondan nefret duyacağını unutma!Böyle kimseler hakkında yüce Allah buyuruyor ki;
[Cuma suresi 8.ayet: " (Ey Resulum) de ki: -Haberiniz olsun ki, önünden kaçıp durmakta olduğunuz ölüm, günün birinde (aniden) mutlaka size gelip kavuşacaktır.Sonra gizli ve açık bütün şeyleri bilen Allah (c.c.)'a dödürüleceksiniz de o bütün yaptıklarınızı bir bir haber verecektir."]
İnsanlar 3 bölümdür
a) Tamamen Dünyaya Dalıp Gidenler
b) Yeni Tövbe Edip Haka Yönelenler
c) Kemale Erenler
a)Dünyaya dalmış olanlar, ölümü hatırlamazlar, hatırlasalar bile dünyadan nasıl kopacaklarına üzüldükleri için hatırlarlar.bu sebepler ölümü zemmederler..Bu kimselerin bu gaye ile ölümü hatırlamaları, kendilerine Allah c.c. tan uzaklaşmaktan başka bir fayda temin etmez.
b)Daha yeni tövbe edenlerin durumu; Onların Ölümü daha çok hatırlaması, tövbeye devam etmesi ve korkusunun artması için gereklidir..Çünkü bu adam Allah c.c. a kavuşmayı kötü görmediği gibi, ölmeyide kötü görmüyor..Kusurlarını ve eksiklerini gidermeye çalışıyor…Bu aynen sevdiğine kavuşabilmek için onun hoşuna gidecek şekilde giyinip hazırlanabilmek için zaman kazanmak isteyenlerin haline benzer..Bu kavuşmayı kötü görüyor ve kavuşmak istemiyor anlamına gelmez..Bunun alameti de devamlı ona hazırlıkla meşkul olmaktır..Böyle olmazsa o kimse dünyaya bağlanmış demektir..
c)Kemale erenler, ariflerin durumu; Onlar devamlı olarak ölümü anarlar.Çünkü ölüm onların nazarında sevgiliye kavuşmak vaktidir.Seven kimse sevgilisiyle buluşacağı günü hiç aklından çıkarabilirmi? Asla, öyle ki geç kalması onun canının sıkılmasına yol açar.Bu isyan mahalli olan dünyadan bir an önce kurtulmayı ve Allah c.c. a kavuşmayı ister..Hatta ona can atar..
Şu halde hatalarını gidermek ve sermaye edinmek gayesiyle yeni tövbe kimsenin, ölümden hoşlanması, ölüme hazır olan kimsenin de ölümü sevmesi mazur görülebilir.Ancak bu iki rütbeden daha üstünü ise kendisi için ölümü ve yaşama taraflarından hiç birini tercih etmeden önce işi Allah c.c. a bırakmaktır..Çünkü Allah c.c. a sevimli olan hangisi ise kendisi içinde sevimli olan odur..Rıza ve teslim mertebesine aşırı derecedeki sevgi sayesinde çıkan kimsenin durumu işte budur ki; en yükset rütbedir..Ölümü her hal ve durumda anmakta, sevap ve fazilet vardır.Çünkü dünyaya bağlanan insan devamlı olarak ölümü hatırlarsa, dünyadan yavaş yavaş soğumaya ve dünyayı sevmemeye başlar.Çünkü ondan sonra dünyanın nimetleri ona ağır gelmeye ve onlardan zevk almamaya başlar..İnsanı dünyanın lezzet ve şehvetlerinden soğutan her şey, insanı selamet ve kurtuluşa erdiren sebeplerden sayılır…
Ölümü Anmak ve Hatırlamak ile ilgili Efendimiz s.a.v. den bazı hadisler:
“Zevkleri ortadan kaldıran ölümü çok hatırlayın”
“Hz.Aişe Rasulullah s.a.v. e sordu ki; -Şehitlerle haşrolacak başka kimse var mı? Efendimiz s.a.v. buyurdu: -Evet vardır günde 20 kez ölümü anan kimse şehitlerle birlikte haşrolunur.”
“Ölüm mü’minin hediyesidir”(çünkü dünya bir mahpus gibidir..nefsi ile daima mücadele eder ve şeytanın saldırılarına müdaafa eder Mü’min kendini..Ölüm ise onun bütün bu zorluklardan kurtulması demektir..)
“Ölümü çokça anın, çünkü o , (sizi) günah işlemekten alıkoyar ve dünyadan yüz çevirtir.”
“Ölümü hatırlayın ve dikkat edin, nefsim kudret elinde olan Allah c.c. a and olsun ki, eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz.”
KABİR AZABINA İKİ SEBEP
İbni Abbas radıyallahu anh’ın şöyle anlattığı rivayet edildi: Peygamber aleyhisselâm iki kabre rastladı ve şöyle buyurdu: Bu kabirlerdeki iki kişi insanlarca mühimsenmeyen bir suçtan azap görüyorlar. Biri bevlettikten (idrarını yaptıktan) sonra korunmadığı ve dikkatsiz davranıp, pislikten kaçınmadığı için; diğeri de koğuculıık yaparken, insanların arasını bozduğu için azap görüyor. Sonra Peygamber aleyhisselâm yaş bir dal alarak ikiye ayırdı ve birer parçasını bu kabirlere dikti. (Etrafında bulunanlar):
— Ey Allah’ın Resulü, bunu neye böyle yaptın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm da:
— Yaş kaldıkları müddetçe azaplarının azaltılacağını ümid ettiğim için böyle yaptım, buyurdu.
(Buharı, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)
|