Akciğer
Akciğer kanseri
Akciğer kanseri akciğer dokularındaki hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalıktır. Bu kontrolsüz çoğalma, hücrelerin çevredeki dokuları istila etmeleri veya akciğer dışındaki organlara yayılmaları ile (metastaz) sonuçlanabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) raporuna göre akciğer kanseri tüm dünyada kanser türleri arasında, erkeklerde en sık ölüme neden olan birinci, kadınlarda ise ikinci kanser türüdür, ve tüm dünyada her yıl yaklaşık 1.3 milyon ölüme neden olmaktadır.
Ölüm oranı (mortalitesi) oldukça yüksek olan bu kanser türünde dünya genelinde sigara içme alışkanlıklarındaki değişmeye bağlı olarak alttiplerinde ve kadınlarda görülme oranlarında değişimler olmuştur. Akciğer kanserinin en sık nedeni uzun süreli olarak tütün dumanına maruz kalmak olmakla beraber, tüm akciğer kanserli hastaların %15'e ulaşan bir oranı sigara içmeyenlerden oluşmaktadır. Akciğer kanseri birçok faktöre bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu nedenler arasında; genetik faktörler, radon gazı, asbest ve hava kirliliği gibi faktörler sorumlu tutulmaktadır.
Akciğer embolisi (pulmoner emboli)
Akciğer embolisi, akciğer atardamarı veya onun dallarından bir ya da birkaçının kan pıhtısı ile tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Akciğer embolisi derin ven trombozu adı verilen genellikle bacak ve veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması ve nihayetinde akciğer atardamarına gelerek burada bir tıkanmaya yol açması ile oluşur. Yani akciğer embolisini başlı başına bir hastalık olmaktan çok derin ven trombozunun komplikasyonu olarak ele almak daha doğru bir yaklaşımdır.
1856 yılında Wirchow derin ven trombozu ve dolayısıyle pulmoner emboli oluşumu için risk faktörlerini tanımlamış ve bu risk faktörlerini 3 grupta ele almıştır.Wirchow'a göre, kanın damar sisteminde dolaşımının yavaşlaması veya durması yani venöz staz, bireyin pıhtılaşma sisteminde aşırı pıhtılaşma yönünde bir farklılaşma olması (hiperkoagülabilite) ve damar duvarında hasar oluşması derin ven trombozu için risk oluşturmaktadır.
Venöz staz'a neden olarak pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Uzun süreli olarak yatakta hareketsiz kalmak (ameliyat sonrası dönemde veya yatalak hastalarda),
+ İleri yaş,
+ Ciddi KOAH,
+ Pelvik venler, bacak ve baldır venlerinde kan akımında azalmaya yol açan gebelik; batın içi tümörler,
+ Kalp yetersizliği,
+ Varisler,
Aşırı pıhtılaşma nedeniyle pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Aşırı pıhtılaşmaya neden olan genetik faktörler,
+ Kanser hastalığı, bazı böbrek hastalıkları, gebelik, bazı kan hastalıkları,barsak hastalıkları, doğum kontrol ilaçları gibi bazı ilaçlar,
+ Aşırı kilo,
Damar duvarının hasarı yoluyla pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Travma,
+ Cerrahi girişimler en önemli risk faktörleri olarak sıralanabilir.
Hastalık belirtileri nelerdir ?
Akciğer atardamarının uç dallarını tutan küçük pulmoner emboli olgularının çoğunda klinik bulgu yoktur yada hafif göğüs veya yan ağrısı, hafif nefes darlığı gibi çoğu kez hastanın hekime başvurmasını gerektirmeyecek belirtiler vardır.Daha büyük damarların veya daha çok sayıda akciğer atardamarının tıkandığı olgularda ise şiddeti değişmekle birlikte ani başlangıçlı nefes darlığı, göğüs, sırt veya yan ağrısı, öksürük ve hemoptizi (kan tükürme) görülür.
Hafif şiddetteki olgularda hekimin fizik muayene bulguları normaldir hatta çok daha büyük damarların tıkandığı birçok olguda da muayene bulgusu olmayabilir.
Tanı
Pulmoner embolide erken tanı hayat kurtarıcıdır. Yapılan çalışmalarda hastanede yatan hastalarda önlenebilir ölüm nedenlerinin başında pulmoner embolinin geldiği saptanmıştır. Yine pulmoner emboli nedeniyle yaşamını yitirmiş hastaların büyük çoğunluğunun tanı konulamamış ve dolayısıyla tedavi başlanamamış hastalar olduğu görülmektedir. Ancak tüm bunlara karşın pulmoner emboli tanısının konulması çoğu kez pek kolay değilidir ve deneyim gerektirir. çünkü hastalık belirtileri spesifik değildir yani başka hastalıklarda da karşımıza çıkan belirtilerdendir ve çoğu kez fizik muayene ve ilk planda yapılan akciğer grafisi, EKG, hemogram gibi tetkikler normaldir.Tanı için hastadan ayrıntılı bir anamnez alınması gerekir ayrıca hekim gerek anamnez alırken ve gerekse tetkikleri isterken pulmoner emboli olasılığını düşünmeli ve buna yönelik olarak hastada risk faktörü varlığını araştırmalıdır. Risk aktörlerinden bir veya birkaçının varlığı ile birlikte bir başka nedene bağlanamayan ani nefes darlığı ve arter kan gazı analizinde kandaki Oksijen miktarında düşme saptanması durumunda pulmoner emboli akla gelmelidir. Tanı için standart akciğer grafisi, arter kan gazı analizi, EKG, EKO kardiografi, bacak ve baldır toplardamarlarının Dopler ultrasonografisi, akciğer sintigrafileri ve spiral BT gibi yöntemlerden yararlanılır.
|
 |
Tedavi
Pulmoner embolide tanı konulur konulmaz pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile tedaviye başlanmalıdır. Hatta risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde birçok olguda kesin tanı konulmadan önce yani tetkikler devam ederken tedavi başlanılır. Tedavi süressi genellikle 3-6 ay arası olup genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülen olgularda bu süre daha uzun tutulur. Bu tür olgularda yaşam boyu tedavide önerilebilir.
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)
1. Tanım
KOAH akciğerin zararlı gaz ve partiküllere karşı anormal enflamatuar yanıtı sonucu ortaya çıkan tıkayıcı ve ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Ekspirium (nefes verme) sırasında havayollarında ortaya çıkan çökme ve aşırı bronşial ifrazat havayollarında daralmaya neden olarak hava akım hızını azaltmakta ve bu olay sürekli olarak şiddetini arttırarak hastanın yaşam kalitesinde bozulmaya yol açmaktadır. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi KOAH'ta havayollarında meydana gelen değişikler geri dönüşümsüzdür ve sürekli ilerleyici karakter gösterir.American Thoracic Society'nin tanımına göre KOAH, Kronik bronşit ve amfizeme bağlı hava akımı kısıtlaması ile karakterizedir. Yine aynı derneğin tanımlamasına göre Kronik bronşit, birbirini izleyen iki yıl içersinde bir başka nedene bağlanamayan ve en az 3 ay süren kronik öksürük ve balgam çıkarma olarak ifade edilebilir. Amfizem ise akciğerin en uç noktalarında yer alan ve atmosfer havasından Oksijeni alıp kandaki Karbon dioksiti havaya vermemizi sağlayan alveolerin (küçük hava kesecikleri) anormal ve kalıcı genişlemesidir. Bu 2 hastalığın akciğerde yerleştiği alan ve yapmış oldukları kalıcı değişiklikler farklı tipte olmakla beraber KOAH,genellikle kronik bronşit ve amfizemin değişik oranlarda birlikteliği ile karakterizedir.
2. Dünyada ve ülkemizde KOAH'nın boyutu nedir ?
Tüm dünyada ciddi bir ölüm nedeni olan bu hastalık yüzünden her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişi yaşamını yitirmektedir.Bu hastalalığın 2020 yılında küresel yük açısından ilk 5. sıraya yerleşeceği tahmin edilmektedir.ABD'de 1968-1995 arası yaşa uyarlanmış ölüm oranlarının seyrine bakıldığında,koroner kalp hastalığı, inme, diğer serebrovasküler hastalıklar ve bunların dışında kalan diğer tüm ölüm nedenlerinde azalma izlenirken, aynı dönemde KOAH nedenli ölüm oranlarında ciddi bir artış olduğu (% 163) saptanmıştır. KOAH bugün tüm dünya genellinde ölüm nedenleri arasında 6. sırada yer almaktadır ve 2020 yılında 3. sıraya yerleşeceği öngörülmektedir. Ülkemizde elimizde kesin sayısal veriler olmamakla birlikte yaklaşık 2,5-3 milyon KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir.
3. KOAH için risk faktörleri
KOAH için risk faktörleri astımda olduğu gibi genetik ve çevresel olmak üzere 2 grupta ele alınabilir. Yandaki tabloda görülen risk faktörlerinden en önemlisi sigara kullanımıdır. Gelişmiş ülkelerde KOAH gelişiminden sorumlu en büyük risk faktörü sigara iken gelişmekte olan ülkelerde sigaranın yanısıra çevresel ve mesleki zararlı gaz ve partiküllere ya da hava kirliliğine maruz kalma da önemli oranda KOAH gelişiminden sorumlu tutulmaktadır. Örneğin ülkemizde bazı kırsal alanlarda yakıt olarak kullanılan tezek dumanı KOAH için risk faktörü olarak ele alınmalıdır.
Aktif sigara kullanımı KOAH için bilinen en önemli risk faktörüdür. Sigara içenlerde KOAH gelişme riski içmeyenlere göre 10-25 kat daha fazladır. Aktif sigara içenlerin sigarayı bıraktıklarında solunum fonksiyon testlerindeki yıllık kayıp hızı, sigara içmeye devam edenlere göre ileri derecede azalmaktadır. Sigarayı bırakma yaşı ne kadar erken olursa solunum fonksiyon testlerindeki bozulma hızı o derecede yavaşlamaktadır. Bugün sigara içenlerin yaklaşaık % 15-20 kadarında KOAH geliştiği bilinmektedir.
Mesleksel maruziyet de KOAH için önemli risk faktörüdür. Havalandırması kötü, korunma önlemlerinn uygulanmadığı dumanlı ve tozlu işyerlerinde çalışanlarda KOAH gelişimi için normal popülasyona göre daha yüksek risk taşımaktadırlar.
4. Hastalığa ait belirti ve bulgular
Hastalığın ilk belirtileri öksürük ve balgam çıkarmadır. KOAH hastalarının büyük çoğunluğu aynı zamanda sigara tiryakisi olduğundan öksürük ve balgam yakınması başlangıçta hasta tarafından sigaradan oluyor düşüncesi ile önemsenmez. Oysa bu dönemde hastalığa tanı konulması hastanın geleceği açısından son derece önemlidir. Erken dönemde sigaranın bırakılması ile hastalık belirtileri gerileyebilir ve hastalık gelişimi durabilir. Öksürük genellikle sabahları daha fazla ve arka arkayadır.Kronik bronşitin ön planda olduğu KOAH olgularında çoğu kez öksürükle birlikte balgam çıkarma da vardır. Hastalığın bu dönemde fark edilmemesi ve sigaraya devam edilmesi neticesinde hastalık ilerler ve hışıltılı solunum, nefes darlığı gibi yakınmalar ortaya çıkar. Ayrıca bazı hastalarda balgamla birlikte hafif hemoptizi(kan tükürme) olabilir.Ön planda amfizemin yer aldığı KOAH olgularında ise hastalar en fazla nefes darlığından yakınırlar. Bu gruptaki hastalarda hışıltılı solunum, öksürük ve balgam çıkarma yakınmaları daha seyrektir. Yine amfizemin ön planda olduğu KOAH hastaları genellikle astenik, ince yapılı tiplerdir. Buna karşın Kr.bronşitin ön planda olduğu KOAH hastaları tıknaz kısa boylu yapıdadırlar. KOAH'ın ağır ve çok ağır formlarında kandaki Oksijen miktarında azalma ve buna bağlı siyanoz ve en nihayetinde sağ kalp yetersizliğine bağlı, ayaklarda şişme gibi belirtiler ortaya çıkar.
5. Hastalığın tanısı
Sigara kullanımı,zararlı gaz ve partiküllere maruziyet veya genetik risk faktörleri varlığı ile birlikte kronik öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi semptomlar ile başvuran hastalarda standart akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri yapılmalıdır. Standart akciğer grafisinde KOAH'na ilişkin bulgular saptanabilmekle beraber yukarıdaki şikayetlere neden olabilen akciğer kanseri, bronşektazi gibi diğer akciğer hastalıklarının tanısı da konulabilir.Solunum fonksiyon testleri ise KOAH tanısının objektif olarak kesinleştirilmesini ve hastalığın varlığı durumunda ağırlık derecesinin belirlenmesini sağlar. Bu tetkikleri dışında EKG ve tam kan sayımı gibi yardımcı tanı yöntemlerine de başvurulabilir.
6. Tedavi
KOAH'nın tedavisi 4 bölümde ele alanıbilir. bunlar, Hastalığın tanısı ve derecesinin değerlendirilmesi, sigaranın bıraktırılması ve diğer risk faktörlerinin azaltılması, stabil dönemdeki tedavi ve akut atak dönemlerindeki tedavi olarak sıralanabilir. Bugün KOAH tedavisinde kullanılan pek çok çeşit ilaç piyasada bulunmakla beraber bu ilaçların hiçbiri hastalığı tamamen ortadan kaldıramaz ve hiçbir ilaç SİGARANIN BIRAKILMASI KADAR HASTALIĞIN İLERLEMESİNİ YAVAŞLATICI ETKİ GÖSTEREMEZ. Stabil dönemde KOAH tedavisinde tercih edilecek ilaçlar aynı astım tedavisinde olduğu gibi solunum yoluyla kullanılan inhaler ilaçlar olmalıdır. Hastalığın ağırlık durumuna göre bu ilaçlar gerektiğinde yani hasta örneğin efor yaparken nefes darlığı hissetiğinde kullanılabilir ya da hekimin önerdiği şekilde sürekli ve düzenli bir tedavi şeması uygulanabilir.KOAH'da ilaç dışı tedavi modaliteleri ise uzun süreli Oksijen tedavisi ve pulmoner rehabilitasyon programlarını içerir. Uzun süreli yada sürekli Oksijen tedavisi kanlarında Oksijen parsiyel basıncı hastalık nedeniyle belirli bir değerin altına düşmüş olgularda önerilir. Unutulmamalıdır ki bilinçsiz Oksijen kullanımı KOAH olgularında yarardan çok zarar getirebilir. Bu nedenle Oksijen tedavisinin gerekliliğine mutlaka hekim karar vermelidir.
7. KOAH'da akut atak ve tedavisi
KOAH’lı hastanın, zeminde var olan dispne, öksürük ve/veya balgam çıkarma yakınmalarında, tedavisinde değişiklik gerektirecek boyutta akut bir artış göstermesi aku atak olarak tanımlanmaktadır.KOAH'lı hastalar yılda 1-4 kez alevlenme (akut atak) gösterebilirler. Alevlenmelerin büyük kısmı hafif olup evde tedavi edilebilirse de, çok şiddetli ve hayatı tehdit eden alevlenmelerde hastalar yoğun bakım ünitelerine bile yatırılabilirler.KOAH'lı olgularda birçok alevlenme nedeni olduğu bilinmekle birlikte hastaların büyük çoğunluğunda solunum yolları enfeksiyonları tablonun ortaya çıkmasında rol oynar.
Astım
Astım, dış ortamda bulunan çeşitli alerjenler (alerjik reaksiyona neden olan madde), sigara dumanı, duygusal faktörler, egzersiz, soğuk havaya maruz kalma gibi tetikleyici faktörlere karşı, havayollarının (bronşların) daralması ile kendisini gösteren ve ataklarla seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır.
Ataklar dışında çoğu kez hiçbir yakınması olmayan hastada atak sırasında nefes darlığı, öksürük, hışıltılı solunum, güçlükle balgam çıkarma, göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler vardır ve bu belirtilerin şiddeti hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir. Ataklar genellikle gece sabaha karşı ortaya çıkar, kendiliğinden veya ilaç kullanarak geriler ve kaybolur ancak yeni bir atakla tekrar ortaya çıkar. Tedavi görmemiş ya da düzensiz tedavi görmüş olgularda, zamanla atak sıklığı ve şiddeti artar. Bu hastalarda, nefes darlığı, hışıltılı solunum ve göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler süreklilik kazanabilir.
Astımın görülme sıklığı, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte yaklaşık olarak 10%-15% kadardır ve gelişmiş ülkelerde oranın daha yüksek olduğu bilinir.
Astım için risk faktörleri nelerdir?
Astım için risk faktörleri genetik ve çevresel faktörler olmak üzere iki ana grupta ele alınabilir. Genetik faktörlerden en önemlisi alerji varlığıdır. Alerji genetik geçiş gösterir. Bu geçişten sorumlu bazı genler tanımlanmıştır. Çevresel faktörler ise alerjenlere, mesleksel bazı toz ve kimyasal maddelere, sigara dumanına ve hava kirliliğine maruziyet; sık sık viral üst solunum yolu enfeksiyonları geçirmek olarak sıralanabilir. Yapılan çalışmalarda tüm dünyada astıma en sık neden olan alerjenin ev tozu akarları olduğu görülmüş ve bu durumun yaşamın başlangıcında, yani bebeklik döneminde evde yoğun olarak ev tozu akarlarına maruz kalmanın sonucu olduğu anlaşılmıştır. Yine çevresel faktörlerde sigara dumanına maruz kalma son derece önemlidir. Örneğin gebelik döneminde sigara içen annelerin, çocuklarında astım ve diğer solunum sistemi hastalıklarının daha sık görüldüğü saptanmıştır. Sigara aynı zamanda ortamda bulunan alerjenlere karşı duyarlılık gelişmesine sebep olmaktadır.
Hastalığa ait belirti ve bulgular nelerdir?
Astım, karakteristik olarak ataklar halinde seyreden; nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, hışıltılı solunum, öksürük, zor çıkarılan çok koyu, sert ve yapışkan balgam gibi yakınmalara neden olan akciğer hastalığıdır. Hastaların birçoğunda astımla birlikte alerjik rinit (saman nezlesi, alerjik nezle), sinüzit, alerjik konjonktivit (göz alerjisi), egzama gibi hastalık öykülerinin de olduğu saptanır. Yine hastaların atakları ile ilgili özellikler sorgulandığında, bunların çoğu kez gecenin ilerleyen saatlerinde ve sabaha karşı ortaya çıktıkları veya tetikleyen faktörlerle (alerjen, soğuk hava, kirli hava, sigara dumanı) karşılaşma durumunda geliştikleri anlaşılır.
Atakların şiddeti sadece hafif bir öksürükten, yoğun bakıma yatmayı gerektirecek ciddi solunum yetersizliğine kadar çok geniş bir yelpazededir. Ataklar kendiliğinden gerileyebilir ya da geçebilir ancak hasta çoğu kez astım ilaçlarını kullanarak rahatlar. Atak sırasında astım tanısı koymak hekim için kolaydır çünkü hastalığın karakteristik muayene bulguları vardır. Atak dışında ise hastalığın öyküsü hekimi astım tanısına yönlendirir. Tanı için hastadan akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri, alerji testi, bazı kan tetkikleri istenilir. Genellikle, atak dönemi dışında akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri normaldir. Alerji testlerinde ise ev tozu akarları, ağaç, çiçek, tahıl polenleri, evcil hayvan tüy ve epitelleri gibi alerjenlere karşı reaksiyon görülebilir.
Tedavi
Astım; hastalık çok ilerleyip geri dönüşümsüz safhaya girmediği sürece kolaylıkla kontrol altına alınıp tedavi edilebilen bir hastalıktır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar temel olarak solunum yoluyla alınır ve bu ilaçlar 2 grupta ele alınabilir. Birinci grupta semptom giderici yani hastayı rahatlatıcı ilaçlar yer alır. Bunlar yine solunum yoluyla kullanılan ilaçlardır ve atak belirtileri ortaya çıktığında hekimin önerdiği şekilde kullanılır. Etkileri 1-2 dakika içerisinde başlar ve hastanın nefes darlığı, hırıltılı solunumu, öksürüğü azalır ya da kaybolur. Semptom giderici ilaçların genellikle hastalığı tedavi etme ya da kontrol altına alma gibi etkileri yoktur. İkinci grupta ise hastalığı tedavi eden ya da bir başka deyişle kontrol altına alan ilaçlar yer alır. Bunların büyük bir kısmı solunum yoluyla kullanılmakla beraber tablet yada enjektabl bazı ilaçlar da, gerektiğinde bu amaçla kullanılabilir. Hastalığın seyri ve hastanın yaşam kalitesi temel olarak bu ilaçlar ile belirlenmektedir. Düzenli tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunda, astım yaşamı olumsuz yönde etkilemez. Ancak eksik ya da düzensiz tedavi veya bilinçsiz ilaç kullanımı, hastalığın giderek ilerlemesine, atak sıklık ve şiddetinin artmasına ve nihayetinde hastanın sürekli ataktaymış gibi nefes darlığı ve diğer şikayetlerle yaşamasına neden olur.
Verem (Tüberküloz)
Verem yada tüberküloz , Mycobacterium tuberculosis adı verilen bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığa neden olan bakteri R.Koch tarafından 24 Mart 1882 tarihinde bulunmuştur ve bu nedenle bakteri Koch basili adı ile de bilinir. Solunum yoluyla bulaştığından sıklıkla akciğerlerde hastalığa neden olmakla birlikte, kemik, beyin, akciğer zarı, kalp zarı, böbrek ve daha birçok organda daha nadir olarak hastalık ortaya çıkabilmektedir. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık 1/3 ü verem mikrobu ile enfekte olmuştur yani bu insanlar yaşamlarının bir döneminde bu bakteriyi vücutlarına almışlardır ve her yıl bu popülasyondan bir kısmı organizmalarında bulunan bu uyur durumdaki bakterinin çeşitli nedenlerle harekete geçmesi sonucu verem hastalığına yakalanmaktadırlar.
Hastalık nasıl bulaşır ?
Verem hastalığına yakalanmış insanların akciğerlerinde hastalığın ilerlemesi ile bakteriden salınan bazı enzimlerin ve organizmamızın savunma sisteminin etkisi ile halk arasında "yara" olarak bilinen bir kovuk (kavite) oluşur. (bkz: şekil 2) Verem mikrobu bu kovuğun içerisinde ve etrafında hızla çoğalmaya devam eder. Bu kovuk hava yollarımız yani bronşlarımızla iştirak halinde olduğundan hastalıklı insanın öksürük, hapşuruk gibi güçlü solunum faaliyetleri ile ağzından saçılan çok küçük damlacıklar içersinde verem bakterileri dış ortama salınır. Bu küçük damlacıklar aynı sigara dumanının havada uzun süre asılı kalması gibi iyi havalandırılmayan kapalı ortamlarda saatlerce havada uçuşurlar. İşte böyle bir ortamda bakteri içeren bu damlacıklar sağlıklı insanlar tarafından nefes alma esnasında akciğere çekilir ve ilk kez bakteri sağlıklı insanın organizmasına girer yani artık bu birey verem basili ile enfekte olur.
Akciğere yerleşen verem mikrobu çoğunlukla bağışıklık sistemi tarafından hastalık meydana gelmeden belirli bölgelerde hapsedilir. Ancak kişinin yaşamı boyunca özellikle savunma sisteminin zayıfladığı bazı durumlarda uyur durumdaki bu mikroplar birden harekete geçerek üremeye başlayabilir ve verem hastalığını ortaya çıkartabilirler.Bu tür verem hastalığı erişkin tipi tüberküloz olarak bilinir. Kontrol altında olmayan şeker hastalığı, AIDS, beslenme bozuklukları, ağır stres ve alkolizm savunma sistemimizi bozarak erişkin tipi tüberküloz hastalığına yol açan risk faktörleri olarak sayılabilir. Ancak birçok olguda da hiçbir neden saptanmaksızın hastalık ortaya çıkabilir. Bazen de basil daha ilk vücuda girdiğinde savunma sistemimiz tarafından yeterli bir direnç gösterilemediğinden doğrudan hastalığa neden olurki bu tür verem hastalığına primer tüberküloz adı verilir ve çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde görülür.
Hastalık belirtileri nelerdir ?
Akciğer veremi kilo kaybı, iştahsızlık, hafif ateş, özellikle geceleri artan terleme, halsizlik gibi genel belirtilerin yanı sıra akciğerde meydana gelen doku reaksiyonu ve harabiyet neticesinde öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, ilerlemiş olgularda nefes darlığı gibi akciğere özgü belirtiler ile kendini gösterir. Bu belirtilerin hiçbirisi verem hastalığına özgü değildir ve birçok akciğer hastalığında aynı semptomlar vardır.
Hastalık belirtileri varlığında ne yapmalı ?
3 haftayı geçen öksürük, kan tükürme, gece teri, hafif ateş, iştahsızlık, kilo kaybı gibi belirtilerin varlığında derhal akciğer grafisi çekilmeli ve verem hastalığından şüpheleniliyorsa balgamda verem mikrobu aranmalıdır. Bu sayede verem hastalığı olmasa dahi aynı belirtilere neden olabilecek birçok akciğer hastalığının da erken tanısına olanak sağlanır.Aile ya da yakın çevrede aktif verem hastalığı tanısı konulmuş ve özellikle balgamında verem mikrobu tespit edilmiş bireyler varsa, hastalık belirtileri olmasa dahi kontrol olmak gerekir.
Verem teşhisinde kullanılan laboratuar yöntemleri nelerdir ?
Akciğer vereminin kesin tanısı hastanın balgamında verem mikrobunun yani mycobacterium tuberculosis'in gösterilmesi ile konulur. Bunun için tercihan sabah aç karnına çıkartılan balgam ince bir cam üzerine yayılıp özel boyalarla boyandıktan sonra mikroskopta incelenir. Verem mikrobu mavi boyanmış zemin üzerinde kırmızı ince çubuk yada çengel şeklinde yapılar olarak gösterilir.Balgamda verem mikrobu 15 gün ara ile ikişer kez bakılmasına rağmen görülemez ise bu takdirde hastanın verem olup olmadığına klinik bulgular, akciğer grafisi, bazı kan tahlilleri ve PPD testi gibi diğer yöntemlerle uzman bir hekim tarafından karar verilip tedavi başlanabilir. Özellikle hastalığın başlangıç dönemlerinde akciğerdeki bakteri sayısı az olduğundan balgamda verem mikrobu görülmeyebilir. Balgamda verem mikrobunun gösterilmesinin daha duyarlı ve kesin bir yöntemi de kültür çalışması yapmaktır. Burada alınan balgamın bir kısmı verem mikrobunun üremesine müsait besi yerlerine ekilerek 3-6 hafta beklenilir. Eğer balgamda verem mikrobu varsa bu süre sonunda besiyerinde her bir verem mikrobunun üreyerek oluşturduğu basil kolonileri gözle görülür ve hastalığın kesin tanısına ulaşılır.
PPD testinde; test solüsyonunun, ön kolun iç yüzüne deri içi uygulanmasından 72 saat sonra, burada meydana gelen 10mm'nin üzerindeki endurasyon(sertlik) pozitif olarak değerlendirilir. Pozitif PPD testi vücudun verem mikrobu ile enfekte olduğunu yani bireyin verem mikrobu ile karşılaştığını gösterir. Ancak verem aşısı uygulaması da PPD testini pozitif hale getirir. Ülkemizde olduğu gibi verem aşısının (BCG aşısı) uygulandığı bölgelerde bu nedenle PPD testi pozitifliği hastalık tanısı açısından fazla bir önem taşımaz. Ancak önceden yapılmış PPD testi negatif olan bir şahısta örneğin 1 yıl sonra tekrar yapılan PPD testi pozitif bulunmuşsa bu hastanın bu süre zarfında verem mikrobu ile enfekte olduğu söylenebilir.
Verem hastalığı nasıl tedavi edilir ?
Verem tanısı konulan hastada tedavinin derhal başlanması gerekir. Bu sayede hem hasta en kısa sürede sağlığına kavuşur hem de etrafındaki insanlara hastalığı bulaştırma riski ortadan kalkar. Verem hastalığının tedavisi diğer enfeksiyon hastalıklarından farklı olarak uzun sürelidir. Tedavi başlangıcında 4 çeşit ilaç birlikte kullanılır. Tedavi mutlaka bu konuda uzmanlaşmış hekim ya da Verem Savaşı Dispanseri kontrolünde sürdürülmelidir. Tedavide yapılan bazı hatalar verem mikrobunun kullanılan ilaçlara direnç kazanmasına neden olabilir ki bu durumda hem tedavi süresi uzamakta hem de tedavi maliyeti artmaktadır. Verem tedavisi en az 6 ay devam etmelidir ancak tedaviyi takip eden hekim gereğinde bu süreyi 8 aya kadar uzatabilir.
akçiğer konusunda sık sorulan sorular
dfv Soru: 30 yıl boyunca günde 2 paket kadar sigara kullandıktan sonra, 6 ay önce sigarayı bıraktım. Sigara içtiğim dönemde özellikle sabahları öksürük ve balgam çıkarma şikayetlerim oluyordu ve merdiven çıkarken nefes darlığı hissediyordum. Sigarayı bıraktıktan sonra öksürüğüm azaldı ancak tam geçmedi fakat artık balgam ve nefes darlığı şikayetim olmuyor. Acaba öksürük şikayetim ne zaman tam olarak geçer ve sigaranın akciğerlerime vermiş olduğu zararlar tamamen düzelebilir mi?
Yanıt: Öncelikle sigarayı bıraktığınız için sizi kutlarım. Sigaranın solunum yolları ve akciğer dokusunda yapmış olduğu bazı yapısal değişiklikler kalıcıdır. Ancak siz sigarayı bırakmakla eğer böyle kalıcı değişiklikler oluşmaya başlamışsa bunların ilerlemesini durdurmuş oldunuz. Zaman geçtikçe şikayetleriniz daha da azalabilir. Yapılan araştırmalarda, söz gelimi sigaraya bağlı akciğer kanseri gelişme olasılığının sigarayı bıraktıktan yaklaşık 15 yıl sonra sigara içmeyen bireylere eşitlendiği fakat bu süre zarfında riskin sürekli azaldığı; yine basit bronşiti olan hastalarda sigaraya devam edilmesi halinde KOAH gelişmesine rağmen sigara bırakıldığında bronşit belirtilerinin ortadan kalktığı; astım hastalarındaysa sigaranın bırakılması ile atak sayısının azaldığı saptanmıştır.
Soru: 2 aydır devam eden öksürük ve sırt ağrısı şikayeti ile hastaneye götürdüğümüz babama akciğer filmi ve tomografi çekilmesi sonucu kanser teşhis edilerek bronkoskopi yapıldı. Doktorlar şimdi babama ameliyat diyorlar. Biz de hastalık yayılır diye ameliyat ettirmek istemiyoruz. Ameliyatla kanser hastalığı yayılır mı, ameliyat olmassa babam iyileşir mi?
Yanıt: Akciğer kanseri başlıca küçük hücreli kanser ve küçük hücreli dışı kanser olmak üzere 2 grupta incelenir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin en etkin tedavi yöntemi cerrahi tedavidir. Bu nedenle hastalık erken evrede yakalanmışsa mutlaka cerrahi girişim uygulanmalıdır. Bu tür hastalarda uygulanan ameliyat kesinlikle kanserin yayılmasına neden olmaz aksine başarılı bir operasyon hastanın yaşam şansını arttırır.
Soru: 15 gün önce iştahsızlık, kilo kaybı, terleme, öksürük şikayetleri ile gittiğim doktor bende verem hastalığı olduğunu ve balgam tahlilinde mikrop görüldüğünü bildirerek uzun süreli ilaçlar verdi. Ben 35 yaşında evli ve çocuklu bayanım. Size sormak istediğim hastalığım çocuğuma ve eşime bulaşır mı? Onları korumak için ne yapmam lazım?
Yanıt: Hekiminiz size balgamda mikrop görüldüğünü söylediğine göre hastalığınız bulaşıcıdır. Herşeyden önce eşiniz ve çocuğunuzun derhal kontrolden geçmesi ve onlarda da hastalık tespit edilmesi halinde tedaviye alınması gerekir. Kontrol için bölgenizde bulunan verem savaş dispanserine başvurabilirsiniz. Bunun dışında sizin hekiminizin önerdiği biçimde ilaçlarınıza düzenli olarak devam etmeniz, hastalığınızın bulaşıcılık özelliğini kısa sürede ortadan kaldıracaktır. Ayrıca tedaviniz devam etmekteyken (hastalık solunum yoluyla bulaştığından) eşiniz ve çocuğunuzla yakın temasta bulunmamanızı, öksürme ve aksırma sırasında ağzınızı mendille kapatmanızı ve evinizi sık sık havalandırmanızı öneririm.
Soru: Çocuğum 11 yaşında ve astım hastası. 1 yıldır inhaler ilaç kullanıyor. Bu ilaçlara başladıktan sonra hemen hemen tüm şikayetleri azaldı, ara sıra hafif öksürük şikayeti oluyor. 3 ay önce ilaçları bıraktığımızda şikayetleri yeniden başladı ve biz de ilaçlarına tekrar başladık. Sizden öğrenmek istediğim bu ilaçlar çocuğumun akciğerine zarar verir mi? Hastalık tamamen iyileşir mi?
Yanıt: Bu ilaçlar çocuğunuzun akciğerine zarar vermez tam tersine ilaçların kullanılmaması durumunda şikayetler yeniden başladığına göre tedaviyi bırakırsanız çocuğunuz ileri yaşlarda daha büyük solunum problemleri ile karşılaşabilir. İlaçların dozları ve bırakılma kararı hekim tarafından verilmelidir. Çocukluk döneminde görülen astım hastalığı ergenlik çağına kadar iyi tedavi edildiğinde gerileyerek kaybolabileceği gibi, yaşam boyu da devam edebilmektedir ve bunu önceden bilmenin olanağı yoktur. Hekiminizin önerdiği biçimde tedavinize devam etmeniz çocuğunuzun sağlığı yönünden önemlidir.
Soru: Sık sık öksürüyorum, özellikle sabahları balgam çıkarıyorum. Merdiven veya bayır çıkarken nefes almada zorlanıyorum. Doktora gittim, bronşektazi teşhisi kondu. Solda fazla, sağda az şekilde. İlaç tedavisi yanında; sabahları 5 dakika "postüral drenaj" yapmam istendi. Postüral drenajı tam olarak nasıl uygulayacağımı bilemiyorum. Bununla ilgili resimli bilgiye ihtiyacım var.
Yanıt: Postüral drenaj bronşektazi hastalarında genişlemiş bronşlardaki ifrazatı atmanın bir yolu olarak önerilmektedir. Postüral drenaj, hastanın sabah uyandıktan sonra, başı aşağıda ve beli yukarıda olacak şekilde, 5-10 dakika boyunca yatağında sağa, sola, sırt üstü ve yüz üstü pozisyonlarda uzanarak derin derin öksürmesiyle gerçekleşir. Bu sayede baş aşağıda kaldığı için bronşların içerisinde biriken balgam, yerçekiminin etkisi ile dışarı atılabilir. Postüral drenaj esnasında belinizin altına 2 yastık koyarak ve baş yastığınızı kullanmayarak baş aşağı pozisyona geçebilirsiniz. Bir başka yöntem ise baş ve göğüs kısmını yatağınızdan yere doğru hafifçe sarkıtmak suretiyle baş aşağı pozisyona gelmektir. Ayrıca vücudunuza pozisyon verdikten sonra öksürürken yardımcı bir kişi göğüs ve sırtınızın muhtelif yerlerine avuçiçi ile hafif darbeler şeklinde vurursa balgam çıkartmanız kolaylaşabilir. Kolay balgam çıkarabilmek için sıvı tüketiminizi arttırın.
|