Nur Dünyası islami  eş bulma sitesi
Karabaglar gazetesi
 

Karabağlar ilçesi gazetesi Haber Gündem Kültür Sanat Eğitim bilgilendirme hizmetleri İletişim için erol.o@live.ru 00 90 5436740153
Tarih: 21/05/12 01/05  
Ana Sayfa Karabağlar gazetesi  sanal  dukkanları Karabağlar gazetesi  reklam fiyat  listesi Karabağlar gazetesi temsilcileri karabağlar gazetesi  iletişim sayfası

Untitled Document
English
karabagkar gazetesi ana  sayfa
Gündem karabaglar türkiye dünya
Politika karabaglar
Dünyadan haberler ve gelişmeler
Spor haberleri ve  spor gündemi 1.  lih fisgür
kultur sanat medya sinama tiyatro
Karabaglar yerel  haber  ve  gündem
aile  saglik
egitim ögretim
bayanlara  özel
rüya tabirleri  dini rüya tabirleri islamda rüya tabiri
yardim yardimlasmak yardim  etmek
Kütüphane
internet  bilgisayar web tasarımı
teknoloji bili icat buluş
Untitled Document
 
Kullanıcı adı
Parola
yeni üye
Rüya Tabirleri

Untitled Document
kultur nedir  kulturel  yozlasma kulturel diriliş göze dayali görsel kültür televizyon kulturu mevlana ve  mevlevilik
islam külturunde  hayat turk kulturu tarihi alevilik osmanlıda ev kulturu  
         
         
         

IZMIR
TCMB Döviz Kuru
USD Alış1.8236
Satış1.8324
EURO Alış2.3158
Satış2.327
YTL
YTL
YTL
YTL
kültür
sanat
fikir göriş
dil
edebiyat
siir
sosyoloji
ictimai
zooloji hayvanlar  alemi
felsefe
Astronomi
tarih
 

Kültürel diriliş

Kültürel yozlaşmanın nelerden kaynaklandığını anlattıktan sonra bu yozlaşmaya mani olmanın yollarını anlatmamız gerekir. İlkin bu yozlaşma sürecini bir çırpıda durdurmanın mümkün olmadığı bilinciyle gerçekçi tespitler yapmalıyız.

    Kültürel yozlaşma nasıl ki uzun bir süreç sonunda gerçekleşti; bunu tersine çevirmek de uzun soluklu bir süreç olacaktır. Aslında sorunun kaynağına bakınca çözümlerin orada saklı olduğunu görürüz.

kulturel yozlaşma

Öncelikle Türkçe'ye ilköğretimde daha çok zaman ayrılmalı. Çocuklara daha bu çağlarda okumak ve yazmak sevdirilmeli ve gelecekte kelime haznesi geniş nesillerin ortaya çıkması sağlanmalı. Ayrıca “yazmak”, okumak kadar önemli bir aktivitedir. Okullarımızda bunun ihmal edildiğini görmekteyiz. Düşüncelerini ifade edebilen, fikir üretebilen bir nesil için “yazmak” konusunda öğretmenlerimiz bilinçlendirilmeli. Yabancı dil ise asla ihmal edilmemeli, ancak Türkçenin bilim dili olmasının imkansızlığına çare olmak gibi bir yanlış bakış açısıyla öğretilmemeli. Pozitif ilimleri daha iyi anlamanın bir aracı olarak yabancı diller hayatımızda yer bulmalıdır.

Tarih bilincinin tüm bireylere işlenmesi ise öncelikli bir ulusal vazifedir. Bu sorumluluk sadece okullarımıza ait değildir. Başta aile olmak üzere kitle iletişim aracı sahipleri ve sivil toplum kuruluşlarının tarihe sahip çıkma noktasında yapacağı önemli işler vardır. Bir kere ulusal tarihimizde öyle anlamlı günler var ki bunları anmak ve hatırlamak bizim kim olduğumuzu anlamamıza ışık tutacak niteliktedir. İşte kurumlarımız toplumsal heyecanı ayakta tutacak bu tür günler için sahici ve öğretici programlar düzenlemelidir. Bu programlarda kuru, yapay övgü ya da yergi yerine ciddi arşiv araştırmalarına dayanan gerçek bilgilere yer verilmelidir. Okullarımızda ise tarih dersleri ezbere dayalı öğrenme yöntemine değil, yoruma dayalı sosyolojik değerlendirmelere bağlı olarak verilmelidir. Yine bu tarih bilinciyle ilintili olarak milli ve manevi bayramları kutlarken bu tariherin niçin bizim için önemli olduğu tarihsel olarak bütün toplumu aydınlatacak biçimde anlatılmalıdır.

Kitle iletişim araçlarının kullanımı konusunda toplumumuz hem devlet hem de devlet dışı kurum ve kuruluşlar tarafından bilinçlendirilmelidir. Bu araçlar reyting kaygısı güderek program yapmamalıdır. Çünkü bir programın izleniyor olması onun beğenildiği anlamına gelmez. İçeriğinde hiç öğreticilik bulunmayan yayınlar hem bu araçların sahipleri hem de toplumumuz için kendi bindiği dalı kesmeye benzer. Bir süre bu programlar izlense de zamanla toplum kendine empoze edilen başka şeylere yönelir. Çünkü bir kere öz değerlerinden kopmuştur artık. O nedenle dizi filmler, filmler gibi yayınlar toplumun gerçekliğini yansıtan içeriğe sahip olmalıdır. Çocuklar bu çeşit yayınlar hazırlanırken göz ardı edilmemeli; şidet içeren yayınlar yapılmamalıdır. Ayrıca önemli bir nokta da bu yayınlarda görgü kurallarımızı öne çıkaran, bizi biz yapan değerlerimizi vurgulayan konular işlenmelidir.

     Kültürel yozlaşmanın önüne geçmek için uyanık olmamız gereken bir konu da evrensel ve kültürel değerlerin birbiriyle karıştırılmasıdır. Başka toplumlara has değerlerin evrensel diye toplumumuza dayatıldığını görürüz kimi zaman. Örneğin çocuğun birey olmasının bir aşaması diye babasına ismiyle hitap etmesini evrensel değer olarak kabul ettiğimizi düşünün. Aslında bunun gibi birçok yabancı değerle bugün başbaşa yaşıyoruz. Öyleyse kendi kültürümüzü tanımanın yanında diğer kültürel yapıları da öğrenmeliyiz.

kulturel diriliş

Somut olarak yapılması gereken birşey de kültür ve tabiat varlıklarını korumak ve tanımak olmalıdır. Topraklarımızda ve şimdi başka devletlerin topraklarında bize veya başka kültürlere ait birçok kalıntı vardır. Bu mirasa sahip çıkmalı ve kültürümüzün bir parçası olarak bunları başka kültürün insanlarına da tanıtmalıyız.

    Öte yandan eğitim politikamızla ilgili hayati bir konuyu asla yabana atmamalıyız. O da eğitim politikamızı tevhid-i tedrisat kanunu doğrultusunda belirlememiz gerekliliğidir. Atatürk, bu kanunla yabancı kültürlerin bizim kültürümüz üzerinde hakim olmasını hedefleyen okulları ve eğitim müfredatını ortadan kaldırarak eğitimde birliği sağlamıştır. Bu yola sadık kalarak oluşturulacak ulusal bir eğitim seferberliği, kültürümüze sahip çıkan nesillerin yetişmesini sağlayacaktır.

Ancak bugün çok farklı koşullarla karşı karşıyayız. Bugün diğer milletlerin silahlarının namlusu alnımızın çatına doğrultulmuş değil. Bugün geçmişe kıyasla ekonomik olarak buhran içinde olduğumuz da söylenemez. Bugün daha vahim bir olgu var karşımızda. Çünkü kültürümüz yozlaşma yolunda bugün. Bu yola nasıl girdiğimizi çözümlersek; ancak bu şekilde bu yoldan geriye dönmeye ilişkin çareler üretmemiz mümkün olacaktır.

Tarihsel olarak kültürel yozlaşma ilk olarak kültürlerin karşılaştığı, buluştuğu ticaret yollarında gerçekleşmiştir. En gelişmiş medeniyetler bu kavşak noktalarında ortaya çıktığı gibi diğer yandan en büyük kültür mezarlıkları bu yerlerde oluşmuştur. Çünkü her alanda olduğu gibi kültürel alanda da bir milletin bünyesine ait olmayan yabancı faktörler eğer çok güçlüyse o bünyeyi zamanla ele geçirmişlerdir. Aynı hastalık gibi bir kültür içerisine onun doğasında olmayan virüsler girdiği zaman önce uzun bir süre bu virüsler bekler, güçlenir ve uygun zamanı kollar. Sonra virüs yayılır ve hakim duruma gelir. İşte bu aşamadan sonra hastalığı yani yozlaşmayı yenmek çok zordur. Öte yandan pratikte, bu benzetmede olmayan bir şey kültürel yozlaşma konusunda karşımıza çıkmaktadır ki; bu sürecin bir kültürü çöküşe götürmesine asıl bu faktör neden olmaktadır. O da yozlaşmaya başlayan bir toplumda kültürel ögelere bağlılık duyanların aşağılanmasıdır. Örneğin; dürüst yaşayana aptal, kurnaz olana akıllı denmeye başlar. Başkasını düşünerek yaşayan hor görülür, bencil olan el üstünde tutulur. Bu örnekler çoğaldıkça kültürün temel direkleri tek tek yıkılır. Bu genel değerlendirmeden sonra bizim toplumumuzda bu süreçler ne kadar yaşandı, hangi faktörler bunları yaşamamıza neden oldu, ne kadar yozlaştık sorularına cevap bulmamız gerekir.

    Bizim toplumumuzda kültürel yozlaşma malesef Batı'yla diyaloğa geçtiğimiz zaman başlar. Malesef dedim; çünkü Batı'nın değerlerini alma konusunda baştan beri yanlış bir bakış açısına sahip olduk. Aydınlarımız hep Batı'nın bütün değerlerini olduğu gibi alma taraftarı olanlar ve Batı'yı olduğu gibi reddedenler olarak ikiye bölündü. Batı'nın ilim ve fennini hatta yüksek insani değerlerini alıp kendi kültürümüze , kendi mizacımıza uyarlamayı isteyen çok az aydın ise bir türlü toplumumuzda hakettiği yeri bulamamıştır. Bu noktada üzülerek söylemek gerekir ki Mustafa Kemal Atatürk bile bu gerçek ama azınlıktaki aydınlar arasında kalmıştır. Bu aydınlarımızın sözlerine itibar edilmediği için Batı'nın değerlerini alırken hep bilinçsiz, mantıksız olduk. Örnek almak yerine taklid ettik. Onlara bakıp gayrete gelmek yerine özenti duyduk. Özellikle teknolojik sınırların ortadan kalktığı, toplumlar arasındaki mesafenin kısaldığı, kitle iletişim araçlarının merkeze oturduğu bilgi çağında en hızlı kültürel bozulmayı yaşadık ve yaşıyoruz. Millet olarak en büyük yanlışı kitle iletişim araçlarını amacı dışında kullanmakla yaptık. Radyoyla başlayan bozulma serüveni, televizyonla hız kazandı ve internetle doruk noktasına ulaştı. İlk dönemlerde televizyonu ailelerin bir araya gelme vesilesi olarak kullandık; ancak şimdi bizi içine hapseden bir alet haline geldi ve bizi giderek düşünmek, yazmak gibi insani aktivitelerden bizleri uzaklaştıran bir uyuşturucu haline geldi televizyon. Örnek aldığımız insanlar anne-baba yerine televizyon kahramanları oldu. Kimlik arayışındaki gençler kendilerine empoze edilen bu kahramanlar gibi yaşama hevesine kapıldılar. Dizilerde bütün çıplaklığıyla işlenen konular gençlerimizin dünyasına giriverdi. Karşılaştırma analiz etme, muhakeme yeteneğini yitirdik. Sonuçta en ikel düşünce biçimi olan kategorik düşünme yöntemiyle bakar olduk hayata. 3-6 yaş arasındaki bir çocuk nasıl ki mavi oyuncağını sevdiğinden çoğunlukla mavi olan diğer nesneleri de sever; biz de öyle bizi eğlendiren programların ya da insanların herşeyini, hiç sorgulamadan hayatımıza kattık.Kısa bir geçmişi olmasına rağmen internet, şimdiden kendi kuşağını yarattı bile. Hayali kahramanlar çocukları mahalleden ve aileden uzaklaştırarak onların sosyalleşmeyen bireyler olmasına neden oldu.

Öte yandan insanın daima kendinden daha üstün statüde olana beslediği hayranlık duygusu bizim milletimizde de refah seviyesi yüksek toplumların yaşam tarzlarını kopyalamaya yol açtı. Marka düşkünlüğü ve çılgınlığı yabancı hayranlığıını toplumun her katmanına işledi. En kötüsü ise bu hayranlığın yabancı dillerin (özellikle ingilizce) gündelik konuşmalarımıza hakim olmasına yol açması oldu. Bilinçli bir yabancı dil eğitimi yerine kendi dilimizi felce uğratan ancak gerçek anlamda yabancı dilden de uzaklaştıran yöntemleri tercih ettik. Sonuçta günlük 100-150 türkçe-ingilizce kelimeyle konuşur olduk. İnsan kelimelerle düşündüğünden kıt kelime bilgisine sahip bu milletin istikbali olan gençlik fikirsiz bir nesil olarak karşımıza çıktı. Oysa ki üzerinde yaşadığımız toprakları bize emanet eden Mustafa Kemal ATATÜRK sadece bunları bırakmamıştı bize. Daha Cumhuriyetin 8. yılında Türk Dil Kurumunu oluşturarak dilin geleceğimiz için önemini ortaya koydu.
 

    Son olarak kültürel yozlaşmanın önündeki en zayıf halka olan gençlerimizin aynı zamanda en sağlam halka olabileceği bilinciyle bakarsak, onlara bu konuda büyük görevler düştüğünü söylemeliyiz. Sanatların en büyüğü, en değerlisi ve en yararlısı gençlik çağını iyi kullanmak sanatıdır. Çünkü yaşlılığı kurtaran şey gençliktir. Bu çağı iyi kullanamayan genç ya da gençlik kişileşemez, birey olamaz. Özenti duyarak, kendine yabancılaşmış bir gençlik içinde bulunduğu toplumuyla beraber silinip gitmeye mahkumdur. Hiçbir tehdit milletimiz için öz değerlerin yok olması kadar tehlikeli değildir. Tehdit nereden gelirse gelsin milletçe birlik olur yok etmesini biliriz; bugüne kadar olduğu gibi. Ancak milletçe birliğimize engel olan kültürel yozlaşmanın içinden çıkamazsak; ruhlarımızı, kalplerimizi, kişiliklerimizi esir edersek asıl çöküşü o zaman yaşarız. Çanakkale'de koskoca bir nesil kaybetti bu millet. Eğer bu yozlaşmayla başa çıkamazsak, bu mirasyediliğe bir son vermezsek her 10 yılda bir nesil kaybedeceğiz. İçimizi burkan asıl şey ise çanakkale gençliğine ağıtlar yakılırken, milletimiz için onlar kutsal nesil olurken kültürel yozlaşma içinde yitip giden bu neslin bu onura sahip olamayacağıdır. Bu bilinçle düşünüp bu bilinçle yaşamalı, geleceğe ilişkin kötümser bakışımızı değiştirmeli ve köklerimize dönüp yeniden filizlenmeliyiz.

Yusuf Batu

 
Yorumlar kulturel dirilis
yorumlar kulturel diriliş
07 Feb 2010 by Site Yönetimi

Okunma sayisi : 8876
Untitled Document yardım Yardım

 
 

 

 
Anasayfa || Gündem || Politika || Dünya || Spor || Kültür Sanat || Rüya tabirleri || Aile sağlık || Karabağlar || Resim galerisi || Ansiklopedi || Alışveriş || Site ekle ||

 

       

 

Karabağlar gazetesi haber kültür ekonomi ve bilgilendirme. Sitemizde bulunan bilgiler bilgilendirme maksatlı olmaktadır. Sağlık bilgileri başta olmak üzere konunun uzmanına danışmadan uygulama yapılmamalıdır. Sitemizde bulunan bilgilerin kullanma ve uygulama sorumluluğu kullanıcıya aittir Karabağlar gazetesi sorumlu değildir..
 
Basin ve Yayin Basin ve Yayin