Karabaglar gazetesi

Karabağlar ilçesi gazetesi Haber Gündem Kültür Sanat Eğitim bilgilendirme hizmetleri İletişim için erol.o@live.ru 00 90 5436740153
Tarih: 22/02/12 09/02  
Ana Sayfa Karabağlar gazetesi  sanal  dukkanları Karabağlar gazetesi  reklam fiyat  listesi Karabağlar gazetesi temsilcileri karabağlar gazetesi  iletişim sayfası

Untitled Document
English
karabagkar gazetesi ana  sayfa
Gündem karabaglar türkiye dünya
Politika karabaglar
Dünyadan haberler ve gelişmeler
Spor haberleri ve  spor gündemi 1.  lih fisgür
kultur sanat medya sinama tiyatro
Karabaglar yerel  haber  ve  gündem
aile  saglik
egitim ögretim
bayanlara  özel
rüya tabirleri  dini rüya tabirleri islamda rüya tabiri
yardim yardimlasmak yardim  etmek
Kütüphane
internet  bilgisayar web tasarımı
teknoloji bili icat buluş
Untitled Document
 
Kullanıcı adı
Parola
yeni üye
Rüya Tabirleri

Untitled Document
kultur nedir  kulturel  yozlasma kulturel diriliş göze dayali görsel kültür televizyon kulturu mevlana ve  mevlevilik
islam külturunde  hayat turk kulturu tarihi alevilik osmanlıda ev kulturu  
         
         
         

IZMIR
TCMB Döviz Kuru
USD Alış1.7424
Satış1.7508
EURO Alış2.3061
Satış2.3172
YTL
YTL
YTL
YTL
kültür
sanat
fikir göriş
dil
edebiyat
siir
sosyoloji
ictimai
zooloji hayvanlar  alemi
felsefe
Astronomi
tarih
 

Kültür nedir?

Kültür: İnsan toplumuna özgü bilgi, inanç ve davranışlar bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesneler.Toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, işaret sistemleri, kurumlar, yasalar, aletler, teknikler, sanat yapıtları gibi her türlü maddi ve dinsel ürününü kapsamına alır. 
Kültür: İnsanoğlunun biyolojik olarak değil de sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve maddi olmayan ürünler bütünü.

kultur ve  sanat

Eşanlamlısı “ekin”.
Günlük dilde “kültürlü olmak” bilgili, görgülü, incelikli olmak anlamına gelir.Kültürlü kişi uygarlığın nimetlerinden bilinçli olarak yararlanan, eğitimli kişidir. 

Kültür terimini günümüzdeki anlamına yakın bir şekilde ilk kez 17. yüzyılda Samuel von Pufendorf kullanmıştır.Ona göre kültür doğaya karşıt olan ve belli bir toplumsal bağlam içinde ortaya çıkan tüm insan eserleridir. 

Alman filozof Immanuel Kant kültürü insanın mantıksal özünden dolayı özgürce hayata geçirebileceği amaçların, ideallerin tümü olarak tanımlamıştır. 

Bir başka Alman filozof Herder kültürü bir ulusun, bir halk ya da topluluğun yaşam tarzı olarak yorumlamıştır. 
Kültürü tanımlamaya çabalayanlardan bir diğeri de antropolojinin kurucularından Edward Burnett Taylor olmuştur.Ona göre kültür “bilgilerden, inançlardan, sanattan, ahlaktan ve insanın toplumda yaşayan bir varlık olması nedeniyle edindiği bütün öbür yetenekler ve alışkanlıklardan oluşan karmaşık bir bütün” dür. Antropoloji ve etnoloji bilimleri geliştikçe kültür olgusunun karmaşıklığı daha da belirginleşmiş ve tanımlar da çeşitlenmiştir.ABD’li antropologlar A.L.Kroeber ve Clyde Kluckhohn Kültür Kavramlarına ve Tanımlarına Eleştirel Bir Bakış -1952 adlı çalışmalarında kültürün 164 farklı tanımını verirler.
Medoca kredi daniçmanlik

Bunlardan biri olan “öğrenilmiş davranış” yeterli bir tanım değildir çünkü hayvan türlerinin yaşamında da doğal davranışların dışında sonradan edinilmiş ya da öğrenilmiş davranışların payı vardır.Bir başka tanıma göre kültür “zihindeki düşünceler” den oluşur.Bu da yeterli değildir çünkü düşünceler toplumda ancak dilde, eylemde ve yaratılmış ürünlerde cisimlendikleri sürece bir anlam ve işlev kazanırlar.

Kültür, bir toplumu benzer ya da farklı ögeleriyle başka toplumlardan ayıran değerler ve bu değerlerin oluşturduğu yaşam biçiminin o topluma ait karakteristik görünümüdür. Tek tek bireylerin iradesinden bağımsız olarak ortak bir iradeye sahip olan bütün toplululuklar,toplumlar ve milletler mutlaka diğerlerinden ayrı kimliksel özellikler gösterir. Her toplumun hayatı algılama biçimi farklıdır. Dolayısıyla bir toplum kendi içinde hayatın farklı alanlarına benzer biçimde yaklaşırlar. O nedenle toplum kimliği olan kültürün yanında iktisadi, sosyal, siyasi, ticari kültür veya köy kültürü, kent kültürü gibi alt kültürler oluşmuştur. Ancak bu alt kültürel sahalar asla bir millet olarak parçalanmış duygu ve düşüncelere sebep olmaz. Aksine, topluma ait kültür bu ögelerle zenginleşir.

kültürün içeriğine ve yozlaşmanın neyi ifade ettiğine yönelik bir irdeleme yapmak gereklidir. Çünkü kültürü ve kültürün özellikle son yüzyılda geçirdiği evrimi daha doğru analiz etmek için kültürel ögeler ile yozlaşmanın kavranması birer basamak teşkil edecektir.

Hiç kuşku yok ki bir milleti diğerlerinden ayıran en önemli özellik dildir. Dil; duyguların kendine özgü ifadesi olması yönüyle en somut kültürel ögedir. İkinci olarak tarih, ortak bir milli hafızaya işaret eder ve bu hafıza kültürün yapı taşlarından biridir. Görgü kuralları ise asla yazılmadığı halde yazılı kaynaklardan daha sağlam bir şekilde yüzyıllardır varlığını koruyan genel kabul görmüş ahlak normlarıdır. Bunların yanında aynı fıkralara gülmek, aynı müziklerde aynı hislere bürünmek, atasözleri ve özdeyişler kültürü tamamlayıcı ögeler olarak önemli unsurlardır.

Kelime olarak tek başına yozlaşma sıradanlaşma, basitleşme demektir. Ancak zamanla bundan daha derin anlamlar yüklenmiştir. Bireyin kendine yabancılaşması, bozulmuşluk, kirlenmişlik ve kokuşmuşluk bunlardan birkaçıdır. Hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın bir basitliği ve kötüye gidişi anlatır. Buna koşut olarak kültürel yozlaşma dendiğinde de kültürün özünden ve kökünden kopması, bayağılaşması ve bozulması ifade edilir.

kulturel yozlaşma
Ulus olarak tarihimizde birçok badireler atlatmışız. En sonuncusu olan kurtuluş savaşı gibi çok zorlu mücadeleler vermişiz. Bazı dönemlerde uzun yıllar kadınlar cepheden dönecek kocalarını beklerken ömürlerini tüketmişler. Bazen şehirlerimiz başka devletlerin idaresinde kalmış. Birçok kez kendi içimizde bölünmüşüz, iç savaşlar yapmışız. Ancak bunların hizçbiri uzun sürmemiş ve kalıcı olmamış. Kültürel mirasımız tuğlaları bir arada tutan harç gibi milletin yok olmasını önlemiş, herşeyine el konulan milletin ruhunun esir olmasını engellemiş ve milletin tekrar ayağa kalkmasını sağlamıştır.

Ancak bugün çok farklı koşullarla karşı karşıyayız. Bugün diğer milletlerin silahlarının namlusu alnımızın çatına doğrultulmuş değil. Bugün geçmişe kıyasla ekonomik olarak buhran içinde olduğumuz da söylenemez. Bugün daha vahim bir olgu var karşımızda. Çünkü kültürümüz yozlaşma yolunda bugün. Bu yola nasıl girdiğimizi çözümlersek; ancak bu şekilde bu yoldan geriye dönmeye ilişkin çareler üretmemiz mümkün olacaktır.

Tarihsel olarak kültürel yozlaşma ilk olarak kültürlerin karşılaştığı, buluştuğu ticaret yollarında gerçekleşmiştir. En gelişmiş medeniyetler bu kavşak noktalarında ortaya çıktığı gibi diğer yandan en büyük kültür mezarlıkları bu yerlerde oluşmuştur. Çünkü her alanda olduğu gibi kültürel alanda da bir milletin bünyesine ait olmayan yabancı faktörler eğer çok güçlüyse o bünyeyi zamanla ele geçirmişlerdir. Aynı hastalık gibi bir kültür içerisine onun doğasında olmayan virüsler girdiği zaman önce uzun bir süre bu virüsler bekler, güçlenir ve uygun zamanı kollar. Sonra virüs yayılır ve hakim duruma gelir. İşte bu aşamadan sonra hastalığı yani yozlaşmayı yenmek çok zordur. Öte yandan pratikte, bu benzetmede olmayan bir şey kültürel yozlaşma konusunda karşımıza çıkmaktadır ki; bu sürecin bir kültürü çöküşe götürmesine asıl bu faktör neden olmaktadır. O da yozlaşmaya başlayan bir toplumda kültürel ögelere bağlılık duyanların aşağılanmasıdır. Örneğin; dürüst yaşayana aptal, kurnaz olana akıllı denmeye başlar. Başkasını düşünerek yaşayan hor görülür, bencil olan el üstünde tutulur. Bu örnekler çoğaldıkça kültürün temel direkleri tek tek yıkılır. Bu genel değerlendirmeden sonra bizim toplumumuzda bu süreçler ne kadar yaşandı, hangi faktörler bunları yaşamamıza neden oldu, ne kadar yozlaştık sorularına cevap bulmamız gerekir.

    Bizim toplumumuzda kültürel yozlaşma malesef Batı'yla diyaloğa geçtiğimiz zaman başlar. Malesef dedim; çünkü Batı'nın değerlerini alma konusunda baştan beri yanlış bir bakış açısına sahip olduk. Aydınlarımız hep Batı'nın bütün değerlerini olduğu gibi alma taraftarı olanlar ve Batı'yı olduğu gibi reddedenler olarak ikiye bölündü. Batı'nın ilim ve fennini hatta yüksek insani değerlerini alıp kendi kültürümüze , kendi mizacımıza uyarlamayı isteyen çok az aydın ise bir türlü toplumumuzda hakettiği yeri bulamamıştır. Bu noktada üzülerek söylemek gerekir ki Mustafa Kemal Atatürk bile bu gerçek ama azınlıktaki aydınlar arasında kalmıştır. Bu aydınlarımızın sözlerine itibar edilmediği için Batı'nın değerlerini alırken hep bilinçsiz, mantıksız olduk. Örnek almak yerine taklid ettik. Onlara bakıp gayrete gelmek yerine özenti duyduk. Özellikle teknolojik sınırların ortadan kalktığı, toplumlar arasındaki mesafenin kısaldığı, kitle iletişim araçlarının merkeze oturduğu bilgi çağında en hızlı kültürel bozulmayı yaşadık ve yaşıyoruz. Millet olarak en büyük yanlışı kitle iletişim araçlarını amacı dışında kullanmakla yaptık. Radyoyla başlayan bozulma serüveni, televizyonla hız kazandı ve internetle doruk noktasına ulaştı. İlk dönemlerde televizyonu ailelerin bir araya gelme vesilesi olarak kullandık; ancak şimdi bizi içine hapseden bir alet haline geldi ve bizi giderek düşünmek, yazmak gibi insani aktivitelerden bizleri uzaklaştıran bir uyuşturucu haline geldi televizyon. Örnek aldığımız insanlar anne-baba yerine televizyon kahramanları oldu. Kimlik arayışındaki gençler kendilerine empoze edilen bu kahramanlar gibi yaşama hevesine kapıldılar. Dizilerde bütün çıplaklığıyla işlenen konular gençlerimizin dünyasına giriverdi. Karşılaştırma analiz etme, muhakeme yeteneğini yitirdik. Sonuçta en ikel düşünce biçimi olan kategorik düşünme yöntemiyle bakar olduk hayata. 3-6 yaş arasındaki bir çocuk nasıl ki mavi oyuncağını sevdiğinden çoğunlukla mavi olan diğer nesneleri de sever; biz de öyle bizi eğlendiren programların ya da insanların herşeyini, hiç sorgulamadan hayatımıza kattık.Kısa bir geçmişi olmasına rağmen internet, şimdiden kendi kuşağını yarattı bile. Hayali kahramanlar çocukları mahalleden ve aileden uzaklaştırarak onların sosyalleşmeyen bireyler olmasına neden oldu.

Öte yandan insanın daima kendinden daha üstün statüde olana beslediği hayranlık duygusu bizim milletimizde de refah seviyesi yüksek toplumların yaşam tarzlarını kopyalamaya yol açtı. Marka düşkünlüğü ve çılgınlığı yabancı hayranlığıını toplumun her katmanına işledi. En kötüsü ise bu hayranlığın yabancı dillerin (özellikle ingilizce) gündelik konuşmalarımıza hakim olmasına yol açması oldu. Bilinçli bir yabancı dil eğitimi yerine kendi dilimizi felce uğratan ancak gerçek anlamda yabancı dilden de uzaklaştıran yöntemleri tercih ettik. Sonuçta günlük 100-150 türkçe-ingilizce kelimeyle konuşur olduk. İnsan kelimelerle düşündüğünden kıt kelime bilgisine sahip bu milletin istikbali olan gençlik fikirsiz bir nesil olarak karşımıza çıktı. Oysa ki üzerinde yaşadığımız toprakları bize emanet eden Mustafa Kemal ATATÜRK sadece bunları bırakmamıştı bize. Daha Cumhuriyetin 8. yılında Türk Dil Kurumunu oluşturarak dilin geleceğimiz için önemini ortaya koydu.
Medoca kredi daniçmanlik
 

    Biz ise birçok alanda olduğu gibi mazrufa değil zarfa baktık. Belki Türk Dil Kurumuna Başkent'in en güzel yerini, en güzel binasını verdik; ama Tükçemize sahip çıkacak beyinler yetiştiremedik. Sonuçta 20-30 yıl önce bile yazılan metinleri anlayamaz noktaya geldik.

    Aynı şekilde kültürel yozlaşmada tarihimize ilişkin bir mirasyediliğin sözkonusu olduğunu da söylememiz gerekir. Daima şanlı tarihimizin mukaddes anılarını anlattık, onlarla övündük; ancak millet olarak asla tarihten dersler almadık. 100 yıl öncesini, bir başka deyişle dedesinin yaşadığı dönemleri bile bilmeyen bir nesil olarak kabul etmek gerekir ki bu tarih bilinciyle geleceğe ilişkin parlak projeler üretemezdik. İslamiyet öncesi Türkler mi, Osmanlı mı, Cumhuriyet mi diye yapay tartışmalar yapmak yerine rasyonel düşünüp hatasıyla sevabıyla tarihimize sahip çıkıp dersler çıkarmadığımız için en önemli kültürel değerlerimiz hayatımızdan çıkıverdi. Kendi milli ve manevi bayramlarımızın yerlerine tarihsel kökenini bilmeden sevgilililer gününü, anneler gününü, noeli koyduk. Böyle düşünenlere karşı “anneye,sevgiliye, eşe dosta hediye almanın neresi kötü?” diye savunuldu bu günler. Ancak kendi ananelerimizde bu kutsal duyguların olduğunu ve bu günlerin kültürümüzü yavaş yavaş erittiğini göz ardı edip başka kültürlere sahip çıkarak tüketim objesi haline geldik. Ne kadar tüketiyorsak o kadar sosyal insan olduğumuz fikri hepimizin kafasına işlendi. İşte bu noktada toplumun ekonomik düzeyi ile kültürel yozlaşması arasındaki ilişki üzerine bir tespit yapmak gerekir. Çünkü ulus olarak ekonomik gelişmişliğimizin geriliğine nispeten refah seviyesi yüksek bi toplummuşuz gibi yaşıyoruz. Esasen bu da göstermektedir ki fakirlik ve yoksulluk değil bizi yozlaşmaya iten. Asıl sebep gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Toplumun yoksul kesiminin, bizim içimizde, bizim kökümüzde olmayan yaşam tarzlarına özenti duyarak yaşayanları görmesi ve bunun sosyal huzursuzluğa sebep olmasıdır.

    Kuşku yok ki kültürel yozlaşmanın en temel nedenlerinden biri de aile bağlarının zayıflamasıdır. Çekirdek aile kavramına o kadar alıştık ki artık huzurevleri bir hayli normal görülüyor. Oysa dede-torun arasındaki bağ en önemli kültürel aktarım mekanizmasıdır. Kuşaklar arasındaki kopukluk kültürümüzün yeni nesillerce öğrenilmesi ve ve sahiplenilmesine mani olmaktadır. Ayrıca günümüzde birçok ailede dede-torun ilişkisi bir yana ebeveyn-çocuk ilişkisi de koptu. Ailecek yapılan etkinlikler azaldıkça toplumun en temel taşı olan ailede öğrenilen kutsal değerler azalmıştır. Anne veya eş olarak saygıdeğer bir insan olan kadınlar reklamlar aracılığıyla ticari bir meta haline getirildi. Çocuklar küçük yaşlarda yatılı okullara gönderilip anne-baba şefkatinden habersiz büyüdüler ve onların kafalarında asla tam anlamıyla bir aile kavramı oluşmadı. Özel günlerde akraba ziyaretlerinin yerini formalite bir standart kısa mesaj aldı. Açıkcası cep telefonu ilişkileri pekiştirmek yerine zayıflattı. Bir başka ifadeyle onu da yanlış kullandık. Aslında hepsinin sebebi kültürel yozlaşmanın ötesinde artık yozlaşma kültürüne sahip olmamızdır. Şehir yapılanmasından tutun, ta en küçük yeniliği öğrenmeye kadar çarpık ve derme-çatma bir algılama tarzı hakim oldu hayatımıza. Buraya kadar kültürel yozlaşmanın nedenlerini anlattım. ikinci yazımda bu yozlaşmanın önüne geçmenin yollarından bahsedeceğim.

 
Yorumlar
Yorumlaru oku
05 Feb 2010 by Site Yönetimi

Okunma sayisi : 8071
Untitled Document yardım Yardım

 
 

 

 
Anasayfa || Gündem || Politika || Dünya || Spor || Kültür Sanat || Rüya tabirleri || Aile sağlık || Karabağlar || Resim galerisi || Ansiklopedi || Alışveriş || Site ekle ||

 

       

 

Karabağlar gazetesi haber kültür ekonomi ve bilgilendirme. Sitemizde bulunan bilgiler bilgilendirme maksatlı olmaktadır. Sağlık bilgileri başta olmak üzere konunun uzmanına danışmadan uygulama yapılmamalıdır. Sitemizde bulunan bilgilerin kullanma ve uygulama sorumluluğu kullanıcıya aittir Karabağlar gazetesi sorumlu değildir..
 
Basin ve Yayin Basin ve Yayin